7 Eylül 2010 Salı

tepki (ya da tepikli)


Bu akşam ufak bir kız gelip "abla, dövmen gerçek mi? Saçın neden böyle? neden vıdı vıdı da kem küm" diye beynimi dumura uğrattı...
Sana ne diyemedim. Demedim, sabırla her sorusuna tek tek cevap verdim. Çünkü merak ediyordu. Bu karşı koyulamaz merak ve öğrenme isteği karşısında eğilirim. Ben de böyleyim çünkü... Sorar sorgularım sıkarım. Hayattan bezdiririm. Lise coğrafya hocasına "plüton (şimdiki 134340 cüce gezegenimiz) üstündeki buz neyin buzu ve neden mavi?" gibi sorular sorduğumu hatırlıyorum! (nitrojen ve hidrojen olduğu tahmin edilip bu bakıma mavi olduğu sanılıyor). Bir insan bir konuda kendini uzman hissettiğini bana söylüyorsa vay onun haline arkadaş!
Suç mu soru sormak?
Sormasaydım bugün cinsel manada pek çok soru işaretim olacaktı. Mesleğimi tanımamış olacaktım. Pasta nasıl yapılır bilmeyecektim. Daha bir sürü şey. Korkmayın yahu sormaya, bilginin vahiyle inmesini beklemeyin!
O kızla aynı yaştayken ben birine sorup "sana ne?" tavrı alsaydım, herhalde deliye dönerdim. İnsanların kişiliğinin oturmasında çocukluğu inanılmaz bir öneme sahiptir. Bir insanın kişi olabilmesi için öncelikle kendine, sonra da toplumdaki yerine bakması gerekiyorsa madem, toplum kişiyi "önemsemez" ise, ne olacağını görüyoruz:


1 yorum: